GENÇLİK ORDUSU


 
AnasayfaAnasayfa  KapıKapı  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 İSLAMİYET'İN KABULÜ

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
messii45
ADMİNİSTRATOR
ADMİNİSTRATOR
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 73
Yaş : 30
Nerden : İZMİR
Seviye :
Ruh Hali :
Tutuğu Takım :
Kayıt tarihi : 24/07/08

MesajKonu: İSLAMİYET'İN KABULÜ   Perş. Tem. 31, 2008 7:48 pm

İlk Müslüman-Türk Münasebetleri ve
Türklerin İslâmiyete Girişi Emevi Halifeliği zamanında müslüman
Araplar, Suriye ve İran'ı hâkimiyetlerine alarak Maverâünnehir
bölgesine ulaşmışlardı. Seyhun ve Ceyhun ırmaklarının arasındaki bu
bölgede Türkler bulunmaktaydı. Böylece Araplar ile Türkler ilk defa
temasa geçmişlerdir .

Emeviler bölgede İslâmiyet'i yaymaktan
çok, yeni zaferler peşinde koşmuşlar; Müslüman olmalarına rağmen yerli
halka ağır vergiler yüklemişlerdi. Bu sebeple ilk karşılaşma pek dostça
olmamış ve Türklerle Araplar arasında küçük çapta çarpışmalar cereyan
etmiştir. Özellikle Kuteybe bin Müslim'in Horasan valiliğine
getirilmesiyle mücadele iyice kızışmıştır (705).

Kuteybe bin
Müslim'in Maverâünnehir 'in doğusuna düzenlediği akınlara karşı Türgeş
Beğleri güçlü bir direnme göstermiştir. Göktürklerin batı kanadında yer
alan Türgeşler, Arapları savunmaya çekilmeye zorlamış ve bu mücadele
Göktürklerin yıkılmasına kadar devam etmiştir (745 ).

Göktürk
hâkimiyetinin sona ermesiyle Türk toprakları doğudan Çinliler, batıdan
Arapların ilerlemesine maruz kalmıştır. Bu dönemde Maverâünnehir
bölgesinin savunmasını, Türgeşlerden sonra Karluk Türkleri üstlenmiştir.

Emevilerin
Arap olmayan Müslümanlara karşı âdil ve eşit davranmamaları
huzursuzluğu arttırmıştı. Bu duruma karşı çıkanlar, Emevi idaresine son
vererek yerine Abbasi Devletini kurmuşlardır (750). Türkler, Abbasi
Devleti'ni daha çok benimsemişler, yeni yönetime daha sıcak
bakmışlardır.

Göktürk Devletinin yıkılmasından sonra, Çinliler
bütün Türk ülkelerini ele geçirmeyi plânlamaktaydı. Emevilerin ortadan
kalkmasından da faydalanmak isteyen Çin ordusu daha batıya yönelerek
Karluk topraklarına girmişti. Bu durum üzerine Karluklar, Abbasilerin
Horasan valisi olan Ebû Müslim'den yardım istediler. Ebû Müslim,
komutanlarından Ziyad ibni Salih'i bölgeye gönderir. Arap ordusu ile
batı bölgesinin genel valisi komutasındaki Çin ordusu Talas ırmağı
boylarında karşılaşırlar. Türklerin de islâm ordusu yanında hücuma
geçmesi sonucunda Çinliler büyük bir yenilgiye uğratılır ( 751).

Türklerin
İslâmiyet'le ilk tanışmaları Emevi dönemiyle başlar. Ancak Emevi
yönetiminin tutumu sebebiyle, Türk toplulukları arasında İslâmiyet
fazla yayılmamıştır. Buna rağmen, az sayıda da olsa Emevi ordusunda
görev alan Müslüman Türkler bulunmaktaydı. Meselâ Horasan Vâlisi
Ubeydullah bin Ziyad henüz 674 tarihinde 2000 Türk okçusundan bir ordu
oluşturmuştu.

Talas Savaşı, Türklerle Müslümanların birbirlerini
daha yakından tanımalarını, dostane ilişkiler kurulmasını sağladı. Bu
sebeple Talas Savaşı hem Türkler hem Müslümanlar için bir dönüm
noktasıdır. Bu savaş neticesinde İslâmiyet Türkler arasında hızla
yayılmaya başlamıştır. Abbasi ordusunda çok sayıda Türk görev aldı.
Zamanla Türk askerleri, ordunun ve yönetimin denetimini ele geçirdiler
. Hatta bazı Türk komutanları, Abbasi Devleti sınırları içerisinde
kendi devletlerini bile kurmuşlardır.

Türklerin kitleler hâlinde
Müslüman olmaları özellikle 10.ncu yüzyılda hız kazanmıştır. Henüz 900
tarihlerinde İtil ( Volga) çevresinde bulunan Bulgar Türkleri arasında
Müslümanlığa çok büyük ilgi vardı. Nitekim İtil Bulgarları hükümdarı
Almış Han, 920 'de Abbasi halifesine müracaat ederek din âlimleri ve
mimarlar göndermesini rica etmişti. Aynı tarihlerde Önce Karluk, Yağma
ve Çiğil boyları, ardından Oğuzlar arasında İslâmiyet yayıldı. Karluk,
Yağma ve Çiğil Türkleri, ilk Müslüman Türk devleti olan Karahanlı
Devleti'ni, Oğuzlar ise Selçuklu Devleti' ni kurmuşlardır.

İslâmiyet ve Türkler

Türklerin Müslüman Olmasının Sebepleri:

Türkler
İslâmiyet'i kılıç zoruyla değil, kendi rızalarıyla kabul etmişlerdir.
Şüphesiz bu dini seçmelerinin en önemli sebebi, eski Türk inancı ve
anlayışı ile İslâmiyet arasında birçok benzerlik bulunmasıdır:

1-Eski
Türk dini, Gök-Tanrı inancı adıyla bilinmektedir. Bu inanışa göre
Türkler, İslâmiyet'teki gibi tek bir Allah'a inanıyor ve O'na Tanrı
(Tengri) diyorlardı. İslâmiyet'te Esmâ-i hüsnâ denilen Allah'ın
sıfatlarından bazıları, eski Türk inancında da mevcuttu .

2-Ahiret
ve ruhun ölmezliği, her iki inançta da mevcuttu. Türkler cennet için
uçmağ (uçmak), cehennem için tamu sözünü kullanmaktaydı.

3-İslâmiyet'te olduğu gibi Gök Tanrı inanışında da Tanrıya kurban sunuluyordu .

4-İslâmiyet'teki
'gaza ve cihât' ile Türklerin dünya üzerinde töreyi hâkim kılmak için
yaptıkları savaşlar benzer mahiyettedir. İslâm anlayışına göre savaş
sonunda elde edilen ganimet helâldir.

5-İslâmiyet'in telkin ettiği ahlakî kurallar, Türk anlayışına da uygun düşmektedir.

Türkler
tarih boyunca çeşitli dinlere girmişlerdi. Ancak bu dinler halk
arasında değil daha çok idareci kesimde kabul görmüştü. Buna rağmen
İslâmiyet dışındaki dinlere girenler Türklüklerini koruyamamışlardır.
İslâm dini, millî yapıya uygun olduğu içindir ki Türkler kitleler
hâlinde bu dini kabul etmişler ve Türklüklerini korumuşlardır.

Türklerin İslâmiyet'e Hizmetleri:

Türklerin
İslâmiyet'i kabul etmeleri hem İslâm âlemi hem de dünya tarihi
açısından büyük sonuçlar doğurmuştur. Türkler, karışıklık içinde
bulunan İslâm dünyasının koruyuculuğunu üstlendiler. Selçuklular,
Abbasi halifelerini himaye ettiler.

Batıda Haçlı Seferleri'ne,
doğuda Moğol akınlarına karşı Türkler tarafından set oluşturuldu .
Böylece İslâm dünyası dağılmaktan kurtulmuştur . Bin yıla yakın bir
süre Türkler, İslâmiyet'in bayraktarlığını yapmıştır.

Gazneli
Mahmud'un Hindistan'a kadar yaptığı seferler neticesinde İslâmiyet
Hindistan'a kadar ulaşmıştır. Böylece yakın dönemlerde kurulan Pakistan
ve Bangladeş'in temelleri atılmıştır. Osmanlı döneminde ise Türkler
Balkanlara yerleştiler. Arnavutlar, Bosna-Hersekliler (Boşnaklar) bu
dönemde Müslüman oldular. Türklerin İslâmiyet'e hizmetleri sadece
siyasî ve askerî alanla sınırlı kalmamıştır. Devlet idaresi ve askerî
yapılanmada bütün İslâm dünyasını etkileyen Türkler, İslâm
medeniyetinin gelişmesinde de inkâr edilemez hizmetlerde
bulunmuşlardır. Bilim, sanat ve edebiyat alanında İslâm rönesansı,
Türklerin katkıları ve sağladıkları huzur ve emniyet sayesinde
gerçekleşmiştir. Dolayısıyla İslâm dininin ve medeniyetinin, dar Arap
ve Fars çevresine sıkışıp kalmayarak, evrensel hâle gelmesi yine
Türkler sayesinde mümkün olmuştur, demek yanlış olmaz.

Meselâ,
Selçuklu veziri Nizamülmülk tarafından Bağdat'ta kurulan Nizamiye
Medreseleri (1066 ), öyle büyük bir üne sahip oldu ki, bu medreseler
İslâm medreselerinin ilk örneği olarak kabul edilmişti. Halbuki
Samanoğulları ve Gazneliler devrinde de medreselerin bulunduğu
bilinmektedir. Ancak Nizamiye Medreseleri dinî bilimler yanında müspet
ilimlerin de okutulduğu ilk medreseler olmakla, modern üniversitelere
öncülük etmiştir.

İslâm medeniyetinin öncüleri durumunda olan
Türk bilginler bütün dünya tarafından tanınmış ve eserleri yüzyıllarca
bilime rehberlik etmiştir. Bu Türk bilginlerinin en ünlüleri Farabi,
Birunî ve İbni Sina'dır.
Oğuzların Karaçuk (Farab) şehrinde doğan Farabi (870 -950), matematik, fizik, astronomi vb. konularda 160 kadar kitap yazmıştır.

Ancak
onu asıl önemli kılan Helen felsefesinin akılcı, mantığa dayalı yönüyle
islâm düşüncesini kaynaştırdığı felsefe alanındaki çalışmaları
olmuştur. Aristo'nun düşüncelerini en iyi açıklayan kişi olduğundan
"Muallim-i Sâni" (ikinci öğretmen). adıyla anılmıştır. Eserlerinin
çoğunun Lâtinceye çevrildiği batıda "Al-farabius" adıyla bilinmektedir.
İhsâ'ül -Ulûm isimli eseriyle bilimleri ilk kez sınıflandıran Farabi
aynı zamanda Öklit geometrisini de açıklamıştır . Farabî'nin
düşüncelerinden etkilenen İbni Sînâ (980-1037), çeşitli konularda 220
civarında eser vermiş diğer ünlü bir Türk bilginidir. Avrupa'da
"Avicenna" adıyla bilinmektedir. Felsefe ve müspet bilimlerle uğraşan
İbni Sina asıl ününü tıp alanında kazanmıştır. "El-Kanun fi't-Tıb" adlı
eseri Lâtinceye çevrilmiş ve yüzlerce yıl ders kitabı olarak
okutulmuştur.

Birûnî (973 -1051), Harzemşahların sarayında
yetişti ve Gazneli Mahmud'un himayesine girdi. Matematik, geometri, tıp
ve coğrafya gibi alanlarda 113'ten fazla eser veren Birûnî'nin asıl
başarısı astronomi dalındadır. Yıldızların yüksekliğini, açılarını
ölçen hassas aletler geliştirdi. Dünya çekirdeğinin çapını sadece 15
kilometrelik yanılmayla 6338.8 km olarak tespit etmiştir. Yazdığı
astronomi kitabı, dünyanın ilk astronomi ansiklopedisi olarak kabul
edilmektedir. Farabî ve İbni Sina'nın açtığı yoldan birçok Türk âlim
ilerlemiştir. Felsefe dalında; El-Harezmî, Şehristânî ve tasavvufun
öncülerinden Gazali, İbni Rüşd, Fahreddin Razi, geometride Abdurrezzak
Türkî, trigonometri'nin kurucularından Abdullah el-Baranî ilk akla
gelenlerdir . Selçuklu Sultanı Melikşah İsfehan ve Bağdat'ta birer
rasathane kurdurarak, İranlı ünlü matematikçi ve astronom Ömer Hayyam'ı
buralarda görevlendirdi. Ömer Hayyam'ın da içinde bulunduğu bazı bilim
adamları, Melikşah adına güneş yılına dayanan Celâlî veya Takvim-i
Melikşâh adlarıyla anılan bir takvim hazırladılar.

Sanat ve
mimarlık alanlarında da Türk-İslâm devletleri zamanında büyük gelişme
görülmektedir. Türk-İslâm kültürü ve sosyal hayatına uygun olarak
gelişen mimarlığın en önemli örnekleri cami, medrese, kervansaray,
imaret, darüşşifa (hastane) vb.dir. İlk Türk-İslâm mimarî örneği,
Tolunoğlu Ahmed tarafından Kahire'de yaptırılan Tuluniye Camisi'dir ve
bugün dahi varlığını korumaktadır.

Türkler tarafından
geliştirilen kubbe, kemer ve sütun biçimleri, Orta Asya yaşantısı ve
çadır kültürünün, İslâm mimarîsine yansıtıldığı yeni bir mimarî üslûbu
getirmiştir. Özellikle tekke, kümbet, cami ve medrese gibi yapılarda,
Türk mimarî üslûbunun eşsiz örnekleri görülür.

Yazı, cilt, çini,
minyatür sanatları ile seramik, dokumacılık, taş ve maden işçiliği vb.
alanlarda Türkler eşsiz örnekler vermişlerdir. İslâmî anlayışa uygun
düşmemekle beraber heykel ve kabartma sanatını devam ettirmişlerdir.
Örneğin birçok yapıda hayvan figürleri kullanılmış, Sultan Tuğrul
bastırdığı madalyona kabartma resmini koydurmuştur. Müzik alanında da
Türkler yenilikler getirmişlerdir. Farabî müzik üzerine iki eser yazmış
ve bunlar dünya müzik tarihine geçmiştir. Eserinde ses ve müziğin fizik
temellerini inceleyerek, ses perdesinin özelliklerini ilk defa ortaya
koymuştur. Saraylardaki nevbet (bando), Osmanlı askerî mehterine örnek
olmuştur. Ayrıca bazı tarikatlerin yaptıkları dinî müzik ve rakslar,
Türk tasavvuf musikisinin ve semahların özünü oluşturmuştur.



alıntıdır....
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
İSLAMİYET'İN KABULÜ
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
GENÇLİK ORDUSU :: Canım Ülkemiz TÜRKİYE'miz :: Tarihimiz-
Buraya geçin: